Akif Beki ne dedi?

akif-beki11Akif Beki son haftalarda feminizmle ilgili bazı değerlendirmeler yaptı. Türkiyeli bir feminist olarak bazılarına değinmek bana bir mecburiyet gibi göründü. Bu yazıların beni ilgilendiren kısmı feminizmle ilgili olarak ortaya attığı iddiaların fikri boşluğu değil, rahatsız edici şekilde gerçek dışı bilgiler imal etmeye çalışması.

Akif Beki çeşitli özellikleri ile ele alınabilecek bir kişi. Biz onu bir gazeteci olarak tanımak değerlendirmek durumundayız. 1990 yılında henüz 19 yaşında bir üniversite öğrencisi iken Zaman gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başlamış.

1998’de Kanal 7’nin Washington temsilciliğine atanmış. Onu Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kuruluşu sonrası Recep Tayyip Erdoğan’ın basın sözcüsü olarak izledik. İndus Vadisi’nin İncirleri ve Kara Liste isimli iki romanı olan Beki, Başbakan’... Okumaya devam et >>

2011 seçimleri öncesi feminist olmak

490-303Bu seçimlere ülkemizin siyasal tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yasarken girdiğimizi söylemek abartı olur mu? Bence olmaz. En azından böyle ikiyüzlü ve ağır bir politik baskı mekanizması altında yaşandığını hiç hatırlamıyorum. Oysa 12 Eylül 1980 de 19 yaşında devrimci bir öğrenciydim. Durumu böyle görmenin bir analiz kıymeti yok bu özgürlükçü insanlar için malumu ilan etmek bence. Ama mizah dergileri dışında hiçbir büyük medya gücü bu despotizmi merkezine almıyor. Neden diye sorup düşünmek zorundayız.

Son üç yıl içinde geliştirilen terör suçlusu uygulamaları hükümet aleyhtarı olan pek çok kişiyi açıkça hedef aldı.  Ama daha fenası bu uygulamalar bu ülkede yasayan her turlu aykırı düşünce sahibi insanı tehdit ediyor . Son yıllarda televizyonlar, gazeteler ve sokaklar yeni iletişim araçlarının model ve t... Okumaya devam et >>

Bu ara Tophane’den geçin!

bati-gozuyle-tophane-tophane-christopher-torchia-1226420Tophane ‘de” gericilerin “ taammüden yaptıkları saldırıya uğrayan galerilerde neler sergileniyor bir görün. Ayrıca geçenler bilir Tophane’ye doğru yokuş aşağı yürürken görebileceğiniz şeylerin başında deniz gelir. Tophane semtini ortadan bölen adı ve çağrışımları güzel “boğazkesen” caddesi Galatasaray lisesinin kapısını karşınıza alıp sağ yanından aşağı doğru yürürseniz, sizi duvar boyu alıp azıcık aşağı indiren Yeniçarşı Caddesinin bittiği yerden sonra başlar. Sonra dik bir yokuş ve sonra Tom Tom Kaptan Camiinde düzlüğe çıkarsınız. Boğazkesen caddesi solunda Mimar Sinan’ ın zamanında topların üretildiğini hayal ederek coşabileceğiniz muhteşem Toph... Okumaya devam et >>

Referandumda Feminizmin İcabı Bence Hayır!

02 Eylül 2010 /Bianet

Feministler olarak bu hükümete kadınların eşitlik, özgürlük ve kurtuluş mücadelesi açısından güvenebilir miyiz? Recep Tayyip Erdoğan’ın “bana evet deyin” çağrısı karşısında soğukkanlı ve tarafsız kalabilir miyiz? Kalmalı mıyız?

 

12 Eylül’de hükümetin önerdiği anayasa değişiklikleriyle ilgili yapılacak referandum çeşitli açılardan ele alınmayı aynı zamanda da tavır alınmayı gerekli kılan bir politik süreci başlattı.

Ben bu yazıda devrimci-feminist bir kadın olarak bazı düşünce ve duygularımı aktarmak istiyorum. Duygularımı diyorum çünkü bu oylamanın tarihinde insanın, sinirlerini harekete geçiren bir zorlama var. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) sekiz yıldır hükümette ve kendini muhafazakar demokrat olarak tanımlıyor. AKP liderliği yolumuz Menderes’in ve Özal’ın yoludur diyor.

12 Eylül ‘ün bir ramazanın bitişine gelen otuzuncu yıldönümünde, bizlerden 12 Eylül ü bitirdiklerini ilan etmelerini sağlamak üzere oy isteyecekler. Bana kalırsa her kim ki 12 Eylül ün hedefinin sosyalist-devrimc... Okumaya devam et >>

Oyuna gelmemek için (1977 – 1988)

Oyuna gelmemek için 1 (1977)

Anayasada yapılacak birtakım değişiklikler 12 Eylül’de bir referandumla halk oylamasına çıkacak. Bu tarih cuntanın otuzuncu yıldönümü. Otuz yıl malum zamanaşımı tarihi. Seksen öncesinde ve sonrasında da sol politikanın içinde yer almış bir kişi olarak bir günlük tutmak ve şu ya da bu şekilde bir yeniden değerlendirme noktasına gelmiş olan 12 Eylül sürecine göz atmak dileğindeyim. Böylece Türk siyasal hayatının baskıcı yapısına ezilenler ve yöneticiler arasındaki mücadele açısından bakmayı amatörce denemiş olacağım. Herkesin de Tayyip Erdoğan’ın gözyaşları ile sulandırmaya çalıştığı yakın tarihe, arkasına yığdığı zamanın sunduğu malzeme ile yeniden bakmasının yararı olacağını düşünüyorum. (Handan Koç)


Tarihi uzlaşmaz çıkar çelişkileri ile bölünmüş bir toplumu anlama çabası olarak gören bir solcu olarak aklım sorularla dolu. 12 Eylül ve sonrasında tesis edilen nizam bir gecede emir komuta zinciri içinde karar veren generallerin eseri olabilir mi? On iki Eylül ile içine oturtulduğumuz yeni düzeni anlamak ve kopm... Okumaya devam et >>

Futbol kadınlar için de futbol mu?

arjantin-maradona-kardeslerYazıya destek verenler

(SBF’Derli) Dursun, Sevgi, Necla, Mete, Yalçın, Hasan

İşte bir dünya kupası daha sona erdi. Bu oyunu seven bir feminist olarak üzgünüm. Sıcak yaz akşamları başlamasını iple çektiğim maçlar olmayacak artık.

Futbol iyi de…
Muhakkak birçok Türkiyeli insan bu kupa ile hiç ilgilenmedi. Çünkü ya bu oyunu ya bu kültürü sevmiyordu. Birçoğu işe ya imkânı olmadığı için ya da belki iş aramak, evi geçindirmek, belki maden göçüğünde kalan yakınlarını aramak ve belki de Hakkâri’deki sevdiklerinden haber almak telaşındayken dünya kupası ile hiç ilgilenmediler. Ama belki yine aynı kişiler birçok tatsız akşamlarını bir topun peşine takılmış yirmi iki delikanlının mücadelesini izleyerek biraz neşelendirdiler.

Öte yandan eminim ki bu maçlar b... Okumaya devam et >>

Ölümünün 50. yılında tesettür risalesi

saidnursiSaid Nursi öleli 50 yıl oldu. Fikirleri hala büyük ilgi görüyor. Türkiye tarihini anlamaya çalışan yerli ve yabancı araştırmacıların Nurculuğu incelerken pek önemsemedikleri kadın meselesine ve pek ilgi göstermedikleri tesettür risalesine bakmak, bu etkileyici kişinin kadınlara nasıl baktığını gözden geçirmek görevi, biz feministlere düşse gerek. Said Nursi’nin kadınlarla ilgili en önemli önerileri, dört hikmet şeklinde bölümlenmiş tesettür risalesinde yer alır. Birincisi hakkında daha önce yazdım. Bu defa risalelerin diğer üç hikmetini tanıtmak ve bir tartışma zemini arayışımı sürdürmek istiyorum.

2. hikmet / Çirkinlik zamanı gelince
Said Nursi her zaman tesettürü kadınların fitratı-yaradılışı gereği değiştirilemez bir mecburiyet olarak gördüğünü anlatır. Bu özel bölümde ise “Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve ş... Okumaya devam et >>

Kadıköy’ün iskelesi vardı

fft5_mf300418Karaköy iskelesi batalı bir yıl oldu. Yerine yenisi yapılmadı. Yolcular kışın soğuk, yazın sıcak olan bir barakada bekleşiyor. Vapurlar geçici bir platforma yanaşıyor. Anlaşılan o ki iskelenin bakımsız bırakılarak batırıldığı 11 Kasım gecesi suya düşen Akbil kasalarını arayan İDO yetkilileri paralarını bulduktan sonra eski iskeleyle olan bütün bağlarını kopardılar.
Bu yıldönümü vesilesi ile, işine vapurla gidip gelen biri olarak biraz geriye gitmek isterim. 25 Şubat 2005 tarihli Radikal haberi şöyle idi: “Şehir Hatları’nın İDO’yla birleştirilmesiyle 73 vapur, 54 iskele ve Haliç Tersanesi TDİ’den Büyükşehir Belediyesi’ne devrediliyor. Uzun vadede hedef vapur, deniz otobüsü ve motorların tek iskele, tek bilet altında birleşmesi. Buna göre, şehir hatları vapurları zamanla yerini deniz otobüsü ve motorlara bırakacak, vapurlar ise sadece beli... Okumaya devam et >>

30. yılında İran Devrimi’nin “gücü”

untitledİran İslam İnkılâbı 30. yılı vesilesiyle İran’ın gücü etrafında pek çok yorum yapıldı. Obama’nın yakınlaşma çağrısı ve nükleerde kazanılan zafer bu yorumların arabaşlıklarıydı. Oysa Ahmedinejad aynı konuşmada “dünyadaki bütün çatışmaların kökeninde hak, adalet, ahlak ve insani değer eksikliği olduğunu” da söylemişti söylemesine ama devrimin bu alanlardaki başarısı veya başarısızlığı üzerinde pek durulmadı. Oysa eminim İranlıların hayatı bunlarla da belirleniyor. Mesela İranlı bazı kadınlar ısrarla, sadece hak ve adalet arıyor ama bulamıyorlar.

Devrimin gücü
1991’de yaptığı bir İran ziyareti sonrası Ali Bulaç şöyle yazmıştı(1) ”Uçağa binerken nasıl bir İranla karşılaşacağım benim için tam bir merak konusuydu. Havaalanında uçak bekleyen İranlı yolculardan yaklaşık 40 kadar hanım içinde sadece iki... Okumaya devam et >>

Ev içi şiddet ev içinde mi kalmalı?

feminist501Şiddet  gören  kadınlar sığınma evlerine  yaptıkları  başvurularda  en çok hangi soruları soruyor biliyor musunuz?  Mor çatı kolektifi çalışanları yirmibin tane başvuruyu gözden geçirdi. Bu soruları süzdüler. Verdikleri cevaplarla birlikte kitaplaştırdılar. Bu kitap vesilesi ile yirmi yıldır sordukları bir soruyu  tekrarlıyorlar.

Ev içi şiddet ev içinde mi kalmalı?

22 Temmuz seçimlerinin üstünden bir yıl geçti. Bu seçimlerin hemen öncesinde kadın hareketinin önemsediği bir gelişme oldu.  22. dönem AKP Konya milletvekili Halil Ürün’ün parlak politik kariyeri eşini dövdüğü için sekteye uğradı. Aday listesinde Emine Erdoğan kriterleri gereği yani aile yaşantısındaki düzensizlik sebebi ile yer bulamadığı söylendi.  Halil Ürün ve eşi 40 yıllık evlilikleri boyunca neler yaşamış... Okumaya devam et >>

Tesettür risalesi hakkında…

1069838_708764292501313_995789862_nNur tarikatının kurucusu Said Nursi’nin ölümünün 48. yıldönümü nedeniyle Said Nursi Enstitüsü tarafından Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde “Meşrutiyetin 100. Yılında Türkiye’nin Demokrasi Serüveni” isimli panel düzenlendi. Yoğun ilgi gören panele, konuşmacı olarak Prof. Mehmet Altan, Prof. Atilla Yayla, Prof. Doğu Ergil ve Cengiz Aktar gibi, kamuoyunun “liberal” olarak tanıdığı akademisyenler de katıldı.

Bu vesileyle Türkiye fikir dünyası içinde çok önemli bir yeri olan Said Nursi’nin risaleleri arasından bir tanesini, ele almanın önemine inanarak bu yazıyı kaleme aldım. Bu Tesettür Risalesi’dir. Konu herkesi ama en çok da Said Nursi’nin yaşamına, görüşlerine önem verenleri ilgilendirdiği gibi feministleri de yakından ilgilendirir. Türkiye... Okumaya devam et >>

Said Nursi Örneği: Tesettür Bir Toplumsal Öneridir

Ben Türkiyeli bir feminist olarak, özel olarak Nursi’nin görüşlerini benimseyen, ayrıca tesettür hikmetleri onunkinden farklı olan herkesin “Tesettür Risalesi” hakkındaki görüşlerini merak ediyorum.

Türkiye fikir ve siyaset dünyası içinde çok önemli bir yeri olan Said Nursi’nin Nur Risaleleri olarak anılan yazılarının toplamı 12 Eylül sonrası diye de nitelenen son 25 yıl içinde yeniden organize olan cemaat hayatı ile birlikte güncel bir ağırlık kazandı.

Ben bu metinler arasından bir tanesini ele almanın bu gün her zamankinden daha fazla önem taşıdığına inanarak, bu yazıyı kaleme alıyorum. Bu Tesettür Risalesi‘dir. Konu herkesi ama en çok da Said Nursi’nin yaşamına, görüşlerine önem verenleri ilgilendirdiği gibi, feministleri de yakından ilgilendiriyor.

Benim görüşüm bu risalenin kadınların tesettürle yaşaması gerektiği üzerine yazılmış en önemli metin olduğu. Ne yazık ki ne yarı gizlilk içinde ve baskı altında okunduğu yıllarda, ne de açık açık okunabildiği bugün, risalenin içeriği yeteri derecede önemsenmedi, sadece Müsl... Okumaya devam et >>

Irak’ta da solcular vardı…

Irak_ta_Kom_nistlerAmerika, Irak’ı işgal edeli ve kadim şehir Bağdat yakılıp yıkılalı kaç yıl oldu? Çoğunuz bu soruya cevap verebiliyorsunuzdur. Iraklıların işgalden önceki ve sonraki hayatları hakkında neler biliyoruz? Kaçımız Iraklı bir solcu olmanın ne anlama geldiği hakkında gerçek bir fikir sahibi? TV bültenlerinde gördüğümüz bombalama, suikast, infaz görüntülerine eşlik eden kırık-yıkık cümleler dışında elimizde bir zamanlar Irak olan bu ülke halkı hakkında ne bilgi var? Bu ülkede doğmuş büyümüş, okullara gitmiş, gidememiş daha adil bir toplumun hayalini kurmuş solcular ne oldular? Iraklı sol-muhalifler neler düşünürler?
Irak’ta Sol Muhalefet adlı kitap, Irak’ın farklı bölgelerinde doğup büyümüş dokuz komünist, feminist, sosyal devrimci ve sendikacı yaşam serüvenlerini çok sade bir dille anlatmış. Böylece eşsiz bir... Okumaya devam et >>

Taha Parla’nın sorusu veya kim korkar başörtüsünden?

f7Taha Parla  şöyle yazmisti:  ”Laik ve sosyalist kadinlara sormak istiyorum. Basortusunden korktugunuz kadar, Kemalist, milliyetci, anti-demokratik, anti-laik, kurum, kural ve uygulamalardan korkmuyor musunuz?” diye onemli bir soru sormus.

Ben ustume alinmıştım: .Kadinim,  sosyalistim ve laikim. Fazlasından bir de feminstim. Sorulunca düşündüm tesettürden korkar mıyım diye ? Elbette bunu önerenlerden şahsen korkarım. Peki diğer sayılanlar acaba neleri içeriyor diye düşünmek durumunda kaldım.  Kemalist milliyetçilerin  kadınların  günlük hayatı için en azından yazılı olarak buna benzer bir önerileri var mı?  Bu yaklaşımlar benim yazın kısa kollu bluz giyince işte bir dinsiz diye tasnif edilmeme neden olmaz herhalde.  Ya da anti-demokratik zihniyete sahip komşuları annemi  mayo ile denize girerken Allaha karşı suç işliyor diye itham etmez değil mi. Kemalizmin  eve gelen sucuyu başı a... Okumaya devam et >>

Türköneler ve AKP’li kadınların suskunluğu

110623-türköneler1

12 Ağustos tarihinde yayınlanan “Mağden, kota ve bir feminist” başlıklı yazımda adı geçen Mualla Kavuncu’nun (eski eşi dolayısıyla eski soyadı Türköne) bana hitaben yazdığı mektup önceki hafta Radikal İki’de yer aldı. Mektubu okuyan birçok kişi konuyu anlayamadıklarını belirttiler. Ben şöyle yazmıştım:
“Bugün 50 kadının Meclis’e girmesine çok sevinmemizi öneren çok yazar var. Oysa bu mümkün değil. Bu tuhaf seçimin öncesinde kadın hareketinden çeşitli partilere başvuru yapan arkadaşlarımız oldu ve ama hiçbiri aday olamadı. Hareket bağlantılı bir kadın DP’den aday olmaya kalkınca aramızda ‘işkenceci’ olarak dosyası açılmamış bir Mehmet Ağar’ın partisine girilir mi diye kıyametler koptu. Ama zaten bu aday adayının üs... Okumaya devam et >>

Mağden, kota ve bir feminist

43767

4 Ağustos tarihinde Nuray Mert’e açık cevap başlıklı yazısında Perihan Mağden adımı anmış. Şöyle yazmış Mert’i kastederek: “Hatta Radikal İki’ye bir yazı gönderen ve ‘feminist’ yazısı boyunca tamamıyla benim söz konusu yazılardaki fikirlerimi (pek tabii ki benim ismimi 1 kez dahi geçirmeden) ‘savunarak’ N. Mert’e yetiştirme gayretkeşliğine girişen Handan Koç’a yazdığı ‘cevap’ yazısında, ismimi DE verme gönlübolluğunu gösterdi bile. (24 Nisan tarihli ‘Kadın ve siyasete devam’ başlıklı yazısı).

İki yazar bir süredir atışıyor. Bu tartışmaya katılmayı amaçlamıyorum. Bana yapılmış bir itham var. Cevap hakkımı kullanmaya, kota ve seçimler üzerine birkaç şey yazmaya niyet ettim. Önce cevap hakkını aradan çıkarayım.

Perihan Mağden nedense onun fikirlerini onun adını ... Okumaya devam et >>

“Günlerin bugün getirdiği”

230px-1mayıs_77_1“İki 1 Mayıs, Bir Sonuç” başlıklı makalesinde Yüksel Akkaya şöyle yazıyor: “Bir sonraki yılın katılım açısından görkemli, sona erişi açısından trajik 1 Mayıs’ı doğrudan 1 Mayıs 1976’yla ilgilidir. 1976 yılı, işçi sınıfı açısından önemli bir eşik olmakla birlikte, sermaye cephesinin işçi sınıfına ve onun adına siyaset yapanlara bakışında radikal bir değişiklik yaşadığı yıldır.”

Türkiye’yi yönetenler, 1 Mayıs 2007’de, İstanbul’da bir vahşet sergilediler. Bu tutum herkesi düşündürmüş, bazılarımızı otuz yıl öncesine götürmüş olmalı.

1 Mayıs 1976’da İstanbul’da yaşıyordum ve bu günü sadece duymuştum. 1 Mayıs 1977’de ise 16 yaşındaydım ve artık Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu tarafından düzenlenen mitinge katılmak istiyordum. O zaman 56 ya... Okumaya devam et >>

Evvel Temmuz’da Samandağ’da olmalı!

Evvel Temmuz Bayramını duydunuz mu hiç?: “Temmuz ayı dörtbin yıl öncesine kadar uzanan tarih içinde  hasadın yapıldığı ve bir sonraki hasat döneminin bereketli geçmesi için  şenliklerin yapıldığı bir ay olmuş. Tek tanrılı dinlere geçişten sonra bile bazı topluluklar bu geleneklerini devam ettirmişler. Türkiye’de yaşayan Arap halkı için çok önemli olan bu gelenek yakın zamana kadar  aynı heyecanla sürmüştür. Her yıl bu günlerde Samandağ sahilinde bulunan Hz. Hızır Türbesi ziyaret edilir, hayır duaları okunur; ardından çalgılar eşliğinde insanlar sabaha kadar eğlenilirdi. Tabii en yeni elbiseler önceden hazırlanır, sabahtan giyilirdi. Halkın yüreğindeki heyecanı sokakta yürüyünce hissedebilirdiniz. Biz çocukken “Temmuz” isimli bir şeyhin sokaktan geçeceğini sanarak kaldırım kenarlarında otururduk. “ İşte böyle anlatıyor, beni   Samandağ’a, her yıl düzenledikleri  temmuz festivalinin altıncısına  davet eden feminist Amargi dergisinden sevgili  Tülay Hatimoğulları, bu günün  kendileri için anlamını.

ABD ordusunun İskenderun  körfezi

13 temmuz’da  İs... Okumaya devam et >>

Ilıcak, Mert ve feministler

nazli-ilicakNisan’da “Başörtüsü yasağı mağduru kadınların sorununu, bir kez daha hatırlatmak isteyen gazeteci- yazar Nazlı Ilıcak, gazeteci Nuray Mert, gazeteci-yazar Leyla İpekçi, sosyolog Pınar Selek ve Amargi Feminist Dergi İmtiyaz Sahibi Ülkü Özakın başlarına taktıkları örtüleriyle ayrımcılığa ve ötekileştirmeye karşı dayanışma fotoğrafı çektirdiler” diye başlayan bir haber okuduk. Haberin devamında kadınların siyasete katılımını destekleyen, kadınlar için kota talep eden KADER bu fotoğrafa katılmadığı için eleştiriliyordu. Konu geçen hafta Radikal’de yer aldı. Bir feminist olarak söz hakkımın doğduğunu düşündüm.

Sözkonusu fotoğrafta meşhur iki İki anti-feminist yani Nazlı Ilıcak ve Nuray Mert seçiliyordu… Eyleme katılan Zaman gazetesi yazarı Leyla İpekçi de, değil feminizme yakın olmayı kadın olarak tanımlanmaya b... Okumaya devam et >>

“Delikanlım iyi bak yıldızlara, Belki bir daha göremezsin onları”

Bu dizeleri 18 yaşında ilk kez Cahit Akçam’ın dilinden Ankara’da dinlemiş olmalıyım. Lisedeyken akranım olan pek çok kişi gibi ben de şiir okurdum. Daha çok roman severdim. Nazım Hikmet de okumuştum. En çok gece laciverdi bahçe diye başlayan rübai den etkilenirdim. Ben delikanlı değildim haliyle ama gençtim yıldızlara bakardım yine de, belki bir daha göremezsem onları diye.

Dedim ya ben ve birlikte toplumcu siyaset yapmaya merak saldığım arkadaşlarım ki hepsi kadınlardı kendimizi delikanlılar olarak görmüyorduk tabii ki, delikanlılara gelin gidecek kızlar olaraksa asla görmüyorduk. Bizler devrim olsun istiyorduk. Türkiye’yi kızıl gelinlik giydirilerek kurtarılacak bir vatan olarak tasvir eden marşı gönülsüz söylüyorduk, biz de kahraman bir erkeğin beyaz gelinlik giydireceği vefalı yar değildik. Bundan ibaret değildik biz bizzat kurtarıcılardık. İlk kez sevgili Dede’nin elinde gördüğüm Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı isimli romanının başkahramanı olan genç kadına, Veroçka’ya da benzemiyordu hayatımız. Biz çok daha öndeydik. ... Okumaya devam et >>