“Delikanlım iyi bak yıldızlara, Belki bir daha göremezsin onları”

Bu dizeleri 18 yaşında ilk kez Cahit Akçam’ın dilinden Ankara’da dinlemiş olmalıyım. Lisedeyken akranım olan pek çok kişi gibi ben de şiir okurdum. Daha çok roman severdim. Nazım Hikmet de okumuştum. En çok gece laciverdi bahçe diye başlayan rübai den etkilenirdim. Ben delikanlı değildim haliyle ama gençtim yıldızlara bakardım yine de, belki bir daha göremezsem onları diye.

Dedim ya ben ve birlikte toplumcu siyaset yapmaya merak saldığım arkadaşlarım ki hepsi kadınlardı kendimizi delikanlılar olarak görmüyorduk tabii ki, delikanlılara gelin gidecek kızlar olaraksa asla görmüyorduk. Bizler devrim olsun istiyorduk. Türkiye’yi kızıl gelinlik giydirilerek kurtarılacak bir vatan olarak tasvir eden marşı gönülsüz söylüyorduk, biz de kahraman bir erkeğin beyaz gelinlik giydireceği vefalı yar değildik. Bundan ibaret değildik biz bizzat kurtarıcılardık. İlk kez sevgili Dede’nin elinde gördüğüm Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı isimli romanının başkahramanı olan genç kadına, Veroçka’ya da benzemiyordu hayatımız. Biz çok daha öndeydik. ... Okumaya devam et >>